Karl Ove Knausgaard

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’

Norveç’te yayınlanmaya başladığından bu yana edebiyat dünyasını sarsan ve milyonlar satan, Karl Ove Knausgaard’ın altı ciltlik otobiyografik serisi ‘Kavgam’ın ilk kitabı sonunda Türkçe’de.

Reklâm
Karl Ove Knausgaard, ‘Kavgam’ı yazana kadar iki roman yayınlamış, ülkesi Norveç’te belirli bir saygınlık kazanmış bir yazar. 2009 yılında ‘Kavgam’ın ilk cildinin ve iki yıl içerisinde diğer beş cildin yayınlanmasıyla ve kitapların yarattığı tartışma ortamıyla bir anda önce Norveç’in, ardından ABD ve uluslararası edebiyat çevrelerinin ilgi odağı olmuş. Toplamda 4000 sayfaya yakın bir otobiyografide yazarın aile ve arkadaş çevresinden birçok insanın özel hayatlarının ortaya serilmesi de kaçınılmaz olunca, kitap edebiyatın özel hayatla ilişkisi tartışmasını gündeme getirmiş. Norveç gibi küçük bir ülkede gazetecilerin kitaptaki karakterlerin peşine düşmesi, yazarın amcasının dava açması gibi olaylar da bu ortamı alevlendirmiş haliyle. Ancak, bütün bunlar bu otobiyografik romanın edebi değerine gölge düşüremeyecek detaylar.
 
“Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.” diye başlıyor ‘Kavgam’. İlerleyen sayfalarda ölüm üzerine keskin bir denemeyle devam ediyor. Bu kısa bölüm hemen sonrasında geleceklerle bir tezat kuruyor: “Bakın, ben iyi yazmayı biliyorum ama bundan sonra başka bir şey deneyeceğim,” diyor sanki Knausgaard. Ama bu sert, yer yer büyük laflar eden girişle birlikte kitap, ölü bedeni istila eden bakteriler gibi sizi ele geçiriyor ve sonrasında ‘Kavgam’ı elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor.

‘Kavgam’ı yazdığı vakitlerde 30’larının sonundaki yazar; kendisini, babasının ölümüyle yüzleşen 30 yaşındaki halini, babasının gölgesinde geçen gençliğini Proustyen bir hatırlama süreciyle ve en ince detaylarıyla aktarıyor. Virajı dönen bir arabanın farları, fincanın içinde dönüp duran çay yaprakları, koltuğun kenarına yaslanmış bir kol… Hafızanın orasından burasından fışkıran ‘gereksiz’ ayrıntılardaki anlamsızlığın, gündelik hayatın tekdüzeliğinin üst üste binerek romanda oluşturduğu hiper-gerçekçi atmosfer, paradoksal bir biçimde romanın sürükleyiciliğini artırıyor. Knausgaard zaman zaman Rembrandt, ölüm, bilgi felsefesi, popüler kültür gibi çok çeşitli konularda kendi düşüncelerini temel hikâyenin içine yediriyor. Yazarın kendine kahve yapıp ofisinden çıkıp bir banka oturuşunu mikroskobik bir gözle izlerken bir anda şehrin devinimleri hakkında sayfalar süren bir düşünceler silsilesine kapılıp sonra yazarın sigarasını atıp banktan kalkışına dönüyoruz örneğin. Sonuç olarak, bütün bu katmanların arasında yazarın babasıyla, ölümle kavgasını ayrıntılarıyla ‘seyrediyoruz’.

‘Kavgam’ sıradan bir bestseller değil. Yeni bir ‘Kayıp Zamanın İzinde’ mi duruyor karşımızda bilinmez ama edebi bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz bir gerçek. Sonraki beş cildi bekleyecek sabrınız varsa hiç durmayın, okuyun.

‘Kavgam’ - Karl Ove Knausgaard

MonoKL Yayınları, 492 sayfa

Tavsiye edilen
    Reklâm